Orta Anadolu’daki İtalyan Arkeolojik Misyonu (MAIAC)

A Alanı: Anıtsal nitelikteki Hitit tapınağı

Kazıların öncesinde yürütülen jeofizik araştırmalar sayesinde, aşağı şehrin nehre bakan doğu kesiminde yer alan büyük boyutlardaki bir yapı tespit edilmiştir. Gözlenen anomaliler, 875m2’lik bir alana yayılan geniş avlu ve odaların yanı sıra, alanın doğu sınırında yüzeyde iyi korunmuş halde bulunan ve Hitit tekniği kullanılarak işlendikleri görünen çeşitli blokların varlığına işaret etmektedir. Bu bölümde 2013 – 2015 yılları arasında gerçekleştirilen kazılarda, gerek boyutları, gerekse duvarlarının işlenmiş ve harç kullanılmadan geçmeli olarak yerleştirilmiş megalitlerden oluşması itibarıyla anıtsal nitelikte olduğu şüphe götürmeyen bir yapının 600m2’lik alanı gün ışığına çıkarılmıştır. Son arkeolojik kampanyanın sonuçları, yapının jeofizik taramalarda okunabilen sınırları aşan bir alana yayıldığını ve bu nedenle boyutlarının daha önce ileri sürülenin ötesinde olduğunu ortaya çıkarmıştır.

Yalnızca zemini ve temelleri korunmuş durumdaki yapının toplam alanının planimetrisi ise, barındırdığı mekân ve avlularla birlikte açık ve anlaşılır niteliktedir. Yapının gözler önüne serilmiş olan bölümü, jeofizik taramalarla saptanan alanının 2/3’sine denk gelmekte ve kuzeydoğu yönünde birbirine paralel iki uzun oda ile kuzeyde 2.7 metre kalınlığında bir duvarla sınırlanan birbirine paralel beş odalık bir bloğun bir kısmını içermekte olup; doğu sınırında 4.6x7.5 m boyutlarındaki bir iç oda yer almakta, kuzeydoğu köşesi ise çeşitli boyutlardaki dikdörtgen şekilli mekanların etrafında yer aldığı kalın bir zeminden oluşmaktadır.

Çalışmalar, birkaç katlı olabileceği de tahmin edilen bir dikey kesitin yerini almış olduğu düşünülen heybetli bir kaideyi gözler önüne sermektedir.

Herhangi bir yıkım izine rastlanmayan Yapı II’nin hiçbir eşya ve malzeme de barındırmaması, terk edilmiş ve bilinçli bir şekilde boşaltılmış olduğuna işaret eder nitelikte olup, uzun süre boyunca kendi haline bırakılmış olması mümkündür. Yapıya ait bazı mekânların düzensiz aralıklarla yeniden kullanıldığına dair az sayıdaki göstergeden hareketle, daha geç bir dönemde gerçekleşen taş blok çıkarma işlemlerine bağlı olarak harabelerin yeniden bir insan geçişine sahne oldukları ileri sürülebilir; nitekim Geç Roma ve Bizans Dönemi’nde yeniden inşa edilen akropolün etrafı taş bloklardan oluşan bir duvarla çevrilmiş, aşağı şehirde ise büyük ölçüde kalıntı oldukları şüphe götürmeyen taşlardan yararlanılarak inşa edilen evler belirmiştir. Depozitten elde edilen seramik buluntuları, Hititler’den Frig ve Bizans medeniyetlerine uzanan farklı dönemlere ait bir çoktürlü bir küme meydana getirmektedirler. Söz konusu buluntular, sayıları oldukça fazla olsa da bağlam dahilinde birer malzeme teşkil etmediklerinden, yapının orijinal işlevine dair genel nitelikli bazı bilgiler dışında herhangi bir veri sunmamaktadırlar. Bütün olarak ele geçen az sayıdaki çömleğe, yapının birikim katmanlarında rastlanmıştır: Minyatür formlardaki buluntular, kaynaklarda belirtildiği üzere Hitit tapınaklarında Geç Tunç Çağı’nda gerçekleştirilen dini ayin ve törenlerde kullanılan eşya grubuna dahil olan ufak bir merhem kabı, disk şeklindeki ufak bir tabak, konik bir kâse gibi eşyalardan oluşmaktadır

Yapı II’nın anıtsal bir özellik taşıdığını ve gerek teknik gerekse maddi anlamda kayda değer çabanın sonucunda meydana getirildiğini söylemek mümkündür. Boyutları, doğası ve işçilik kalitesi itibarıyla, yapı yalnızca Hitit dönemine ait görkemli tapınaklarla kıyaslanabilir niteliktedir.