Orta Anadolu’daki İtalyan Arkeolojik Misyonu (MAIAC)
missione archeologica nell’Anatolia central
  • Home

Arazi

Uşaklı Höyük, Orta Anadolu’nun kalbinde, Antik Çağ’da Halys adıyla bilinen ve uzun ve kıvrımlı akış yoluyla Hitit İmparatorluğu’nun coğrafi sınırlarını çizen Kızılırmak nehrinin çevrelediği bir plato üzerinde yer almaktadır. Dağlık ve kayalık bu arazi, nehir ve boğazlarla yarılan ovalar ile birçok zengin kaynağa da ev sahipliği yapmaktadır. Sit alanı, Eğri Öz Dere’nin Kötü Dere ile kesiştiği noktada oluşan geniş menderes içerisindeki bir ovada yer almakta olup; gerek Anadolu’nun doğusu ve batısı arasındaki bağlantılar, gerekse tarımsal gelişim açısından ayrıcalıklı bir konuma sahiptir. Yüksekte yer alan akropolünden bakıldığında, hayli geniş bir alana hâkim durumdadır: Doğu yönünde menderesleriyle birlikte uzayıp giden nehir ovayı sulayarak ilerlemekte; güney yönündeki alçak tepelerin hemen ardında ise heybetli profiliyle Kerkenes Dağı yükselmektedir. Granitik yapısı ile dikkat çeken dağın üzerinde, bugün hala açıkça seçilebilen ve Pteria olması muhtemel devasa bir Frig kentini çevreleyen antik duvarlar yer almakta; ve bahsi geçen kent, dağın yerleşime yalnızca iki yüzyıl boyunca ev sahipliği yapmış olan merkez çanağında yükselmektedir.

Akropolü ve etrafını saran geniş bir düzlüğe doğru alçalan aşağı şehriyle Uşaklı yerleşim alanı, belirgin ve iyi tanımlanmış bir alan işgal etmekte olup; kuzey yönünde iki nehir ve yüksek tepeler, güney yönünde ise onu bir duvar gibi saran alçak tepelerle doğal olarak korunmaktadır. Sit alanını çevreleyen ovalar yumuşak bir dalgalanma içinde seyretmekte, yer yer beliren ağaç toplulukları doğal su kaynakları ve derelerin varlığına işaret etmektedir. Dağınık ve ayrık düzendeki konik tepeler, aynen güney yönünde sit alanı yakınındaki diğer tepeler ya da güneydoğu yönünde uzanan geç döneme ait tümsekler gibi doğal yollarla meydana gelmiştir. Bugün itibarıyla ormanlık olmayan arazi üzerine yürütülen paleo-ortam araştırmaları ve bu bağlamda ileri sürdüğü tezler doğrultusunda, Antik Çağ’da ormanlık bir yapıya sahip olabileceği ihtimali üzerinde durulmaktadır. Her durumda zengin bir bitki örtüsüne sahip olduğu ve günümüzde düzlük alanlarından yoğun tarım etkinliklerinin yürütüldüğünü söylemek mümkün olup; kazı çalışmalarının başlaması öncesinde, sit alanı terasının tahıl ve baklagiller tarlalarıyla örtülü olduğunu belirtmekte yarar vardır. Çoğunlukla granitik yapıdaki yamaçları boyunca bitki örtüsü iyice seyrekleştiğinden, 1926 yılında Kerkenes ile Uşaklı arasındaki araziyi at sırtında geçen H. H. von der Osten’in gördüklerini “yüksek ve kurak bir plato” olarak tanımlamasına şaşırmamak gerekir. Karasal iklim özellikleri, araziyi mevsimden mevsime farklı bir görünüme büründürmektedir; zira kış mevsiminde kalın bir kar örtüsüyle kaplanırken, bahar aylarında büyük ve küçükbaş hayvan sürülerinin otlatıldığı yeşillik bir araziye dönüşmekte, yazın ise altın sarısı renkleriyle dalgalanan tahıl ekinleriyle bezenmektedir. Bugün itibarıyla üzerinde az sayıda köy bulunmakta olan arazinin yerleşim düzeni, hafif yüksek tepeler üzerinde dağınık ve ayrık düzendeki birkaç ev grubundan oluşmaktadır; zira yakın çevredeki şehirlerin gelişerek önemli merkezlere dönüşmeleri, kırsal alanlarda önemli bir nüfus seyrelmesine yol açmıştır. Antik Çağ’daki yerleşim düzeninin de günümüzden çok farklı bir düzen izlemediği düşünülmektedir. Nitekim yürütülen yüzey araştırmaları sayesinde, yalnızca Uşaklı’nın merkezinde üç milenyum boyunca düzenli olarak yerleşim gözlendiği, çevredeki ufak köylerin ise yalnızca ekonomik ve demografik gelişimin en üst noktaya eriştiği zaman diliminde, yani şüphesiz Roma ve Bizans dönemlerinde kurulduğu anlaşılmıştır.